Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Posted in Uncategorized | 1 Comment

Ah Minel AŞK

hat sanatında ağlayan iki göz ve bir elif ile çizilip, hem kahreden aşk hem de kahreden gözyaşı anlamına gelir.


"dilimde şarkilar, hepsi aşktan yakinir
yureğimde kuşlar, hepsi aşktan sakinır"



ah minel aşk
aya öfkelenmişim ben,
işte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.
padişaha kızmışım,
çırılçıplak bir yoksul olmuşum.

güzeller sultanı gel demiş,
evine çağırmış beni.
ben bir yolunu bulmuşum,
yola baş kaldırmışım.

sevgilim baş çeker, naz ederse,
gamlara atar, kararsız korsa beni,
bir kez olsun ah demem, inad için.
ah’a da kızmışım ben.

bir bakarsın altınla aldatırlar beni o.
bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.
oysa altın falan istemiş değilim ondan,
şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.

ben bir demirim,
mıknatıstan kaçıyorum.
bir saman çöpüyüm ben,
mıknatıslara yan çizmişim.

ben öyle bir zerreyim ki,
bütün âleme isyan etmişim.
havaya, toprağa isyan etmişim,
ateşe, suya isyan etmişim.
altı yöne isyan etmişim.
beş duyuya isyan etmişim.

hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
altı yön de neymiş,
beş duyu da ne.
benim için hiç bir şey umurumda değil.

mevlana celaleddin rumi

(humanistyamyam, 26.01.2010 03:33)

  #17963523  paylaş     şikayet et 

Posted in love | 1 Comment

john galliano spring 2010

Dünyanın En Sıradışı Modacısı John Galliano..

1960 yılında Cebelitarık’ta doğan ve çocukluğu İspanya’da geçen Galliano için renkli Akdeniz kültürü, koleksiyonlarına tükenmez ilham kaynağı. Londra’daki Central Saint Martins’de moda okudu. Eklektik tasarımlarıyla moda otoritelerini ”dekonstrüktif” terimiyle tanıştıran Galliano. sanat eseri gibi algılanan koleksiyonlarıyla uzun süre ticari başarı yakalayamadı. Paris’e yerleştikten sonra lüks markalar için tasarım yapan Galliano bugün Christian Dior’un kreatif direktörü; yanısıra kendi markasıyla koleksiyonlarını üretmeye de devam ediyor.


John Galliano Olmak
Modanın anti-kahramanı John Galliano, kreatif direktör olarak Christian Dior için yarattiği koleksiyonlarla Paris modasındaki İngiliz istilasına ve houte-couture’nin yeniden doğuşuna öncülük ediyor. Herkesin onun hakkında olumlu ya da olumsuz fikri var. John Galliano kimilerine göre ”Modanın asi çocuğu”, kimilerine göre ”Çılgın”, kimilerine göre de ”Modayla alay eden gerçek bir anarşist”. Aslında bu tanımların her biri gerçeklik payı taşımıyor değil. Çünkü, İngiliz modasının bu anti-kahramanı, high-tech moderniteyle romantizmi aynı potada erittiği sıradışı tasarım diliyle ne denli cesur ve asi olduğunu fazlasıyla kanıtladı. İzleyenleri hayrete sürükleyen ve günlerce adından söz ettiren sansasyonel moda şovlarıyla da çılgınlığını defalarca tescillemiş oldu. Ama hepsinden önemlisi, endüstrinin ticari dengeleriyle alay eden anarşist tasarımlarının önce modanın kibirli başkenti Paris’i fethetmesi, bununla da yetinmeyip Givenchy, Chanel ve Christian Dior gibi, lüks üretim yapan, ama son yıllarda ekonomik anlamda oldukça irtifa kaybeden dünyanın en büyük modaevlerinin de kurtuluş umudu olmasıydı. Galliano uzun yıllardır beklediği büyük yükselişi belki de en çok Fransız modasının kaymak tabaka markası Christian Dior’un kreatif direktörlüğüne getirilmesiyle yaşadı. Paris’in bu en eski ve en büyük modaevini hem finansal hem de kreatif olarak yeniden yapılandıran tasarımcı, hazırladığı koleksiyonlarla Christian Dior’a yeni bir ruh ve farklı bir müşteri kitlesi kazandırdığını ispat etti. Dior için her sene ayakkabıdan giysiye, parfümden çantaya kadar genişleyen ürün yelpazesinde toplam bir düzine koleksiyon yaratan Galliano, kendi markası adı altında üretim yapmaya da devam ediyor.

”DEKONSTRÜKTİF” BİR YILDIZ DOĞUYOR...
Galliano’nun, sanatı ve ”kendisine benzeyen insanların” varlığını keşfetmesi tasarım eğitimi aldığı Central Saint Martins moda okulunda oldu. 1984 senesinde mezun olurken hazırladığı ‘Les Incroyables’ isimli koleksiyonunda Fransız devriminden ve part-time kostüm tasarımcısı olarak çalıştığı National Theatre’da sergilenen ‘Danton’ isimli tiyatro oyunundan esinlenmişti. Tasarımcı, içi dışına tersyüz edilerek giyilebilen ceketleri, romantik organdi kumaştan yapılmış bluzleri, paramparça edilmiş camlarla ve rengarenk kurdelelerle süslediği bu ilk koleksiyonuyla, moda otoritelerini 1980’lerde henüz çok yabancı oldukları ”dekonstrüksiyon” terimiyle tanıştırmıştı.

Galliano’nun ‘Les Incroyabels’ koleksiyonunun tamamı o yıllarda İngiliz hazır giyim sektörünün önemli isimlerinden Joan Burstein tarafından satın alınıp, ünlü Browns mağazasının vitrininde sergilendi. Bu başarı tasarımcıya 1984 yılında kendi markasını yaratma cesaretini verdi. Romantik temaları yeniden yorumladığı koleksiyonları, enfes işçilikteki kıyafetleri moda eleştirmenlerinden büyük övgü alıyordu. 1987 yılında aldığı ‘Yılın İngiliz Moda Tasarımcısı’ ödülüyle başarısı bir kez daha perçinlenmiş oldu. Galliano daha sonra bu ödüle üç kez daha layık görülecek, böylece İngiliz modasında bir ilke daha imza atacaktı. Fakat tasarım konusunda aldığı olumlu eleştiriler ve kazandığı başarı ona ticari kazanç getirmedi. 1992 yılında Londra’yı terk edip, moda endüstrisinin en büyük merkezlerinden biri olan Paris’e yerleşmek, çıkış yolu arayan Galliano için yeni bir umut oldu. Vogue dergisinin Amerikan edisyonunun güçlü yayın yönetmeni Anna Wintour, modanın bu dahi çocuğuna kol kanat gerip, Paris’teki ilk moda şovunu gerçekleştirmesi için kendi çevresini seferber etti. Tamamı siyah, toplam 17 kıyafetten oluşan koleksiyon Paris’te tarihi bir başarı kazandı ve John Galliano adı çağın en büyük tasarımcıları arasına yazıldı.


PARİS MODASINDA İNGİLİZ İSTİLASI
Minimalizmin ve ”grunge” tarzın hakim olduğu dönemin moda trendlerinin dışında hareket eden John Galliano’nun koleksiyonları moda eleştirmenleri tarafından gerçek bir sanat eseri olarak değerlendiriliyordu. Ancak modanın tutucu finansörlerine göre bu sanat eserlerinin hiçbir ticari değeri yoktu. Pek çok sezon, koleksiyonlarını ergileyecek finansmanı bulamayan Galliano, geçen yıllar içinde defalarca kendi adını taşıyan markasının iflasını ilan etmek zorunda kaldı.


Zamanla dekonstrüktivist çizgisini biraz yumuşatan Galliano’nun dehasını anlayan ilk moda patronu, Givenchy ve Louis Vuitton gibi 50 lüks tüketim markasını bünyesinde barındıran LVMH holdinginin yönetim kurulu başkanı Bernard Arnault oldu. Tasarımcı LVMH’nin sponsorluğunda yarattığı koleksiyonunda 1950’lerin dramatik couture çizgisini ve 1930’ların verev kesimli elbiselerini yorumlayarak büyük başarı kazandı. Galliano’nun önce Givenchy’nin, ardından da Christian Dior’un kreatif direktörlüğüne getirilmesi Paris modasındaki İngiliz istilasının ve houte couture’ün yeniden doğuşunun başlangıcı oldu.Modanın bu neo-romantik çocuğunun fantastik ve teyatral tasarımları, kimileri için paha biçilemez değerde sanat eserleri, kimileri içinse birer moda ütopyaları. Ancak herkesin hemfikir olduğu tek bir gerçek var ki; bir zamanlar koleksiyonlarına -ticari bir değeri olmadığını öne sürerek- burun kıvıran moda devleri hantal ve tutucu yapılarıyla yeni ekonomik dünya düzeninde sürüklendikleri çöküşün eşiğinden onun sihirli parmakları sayesinde kurtulup, yeniden yükselişe geçtiler. Bu ironik zafer, John Galliano’yu anarşist tasarımlarıyla yüzeysel ticarî dengelerini alt üst ettiği moda endüstrisinin kurallarını yeniden yazan bir anti-kahraman yapıyor.
ispanyol asıllı ingiliz modacı, st. martin’s school’dan mezun olduktan sonra bir fransız modaevi olan givenchy‘de çalışan ilk ingiliz tasarımcı oldu. burada istediği parlamayı yapamayan galliano, 97 yılında geçtiği dior modaevinde yaptığı koleksiyonlarla christian dior‘un manevi oğlu olma ünvanına sahip oldu. savaş sonrası 1947’de dior modaevinin sahibi christian dior diğer modaevlerinden farklı olarak kadını, gri formal kıyafetlerin içinden çıkartıp dar ve renkli kalıplara soktu. bu, o dönemin kıyafet devrimiydi. geçen zamanda dior’un başına mark bohan, yves saint laurent, gianfranco ferre gibi çok başarılı modacılar geldi; ama hiçbirisi -taa ki galliano’ya kadar- baba dior’un etkisini yaratamadı. dior şu aralar dubai‘de yeni ve konsept bir mağaza açmayı planlıyor. türkiye’de mağaza açmaları yakın bir zamanda söz konusu değil, bu nedenle biz yine türkiye’de giderek popülaritesi artan kozmetik ürünleriyle ve beymen‘in getirdiği sınırlı sayıda sınırlı klasik modelleriyle yetinmek zorundayız.
 
fransız devleti tarafindan légion d’honneur unvanina layik gorulmus ingiliz moda tasarimcisidir.

http://www.vogue.fr/…liano-reoit-la-legion-dho.aspx

 

 

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Tüm Fobiler ve Adları

A

ablütofobi: yıkanmaktan korkma
agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
ailurofobi: kedilerden korkma
akluofobi: karanlıktan korkma
akrofobi: yüksek yerlerden korkma
akustikofobi: belirli seslerden korkma
algofobi: acı çekmekten korkma
amatofobi: toz korkusu
amnezifobi: hafızasını kaybetmekten korkma
androfobi: adamlardan korkma
anemofobi: fırtına korkusu
antlofobi: sel korkusu
antropofobi: insanlardan korkma
apifobi: arılardan korkma
arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
araknofobi: örümceklerden korkma
aritmofobi: sayılardan korkma
asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
astrafobi: şimşek korkusu
ataksofobi: düzensizlikten korkma
atelofobi: mükemmel olamamaktan korkma
aviofobi: uçuş korkusu

B

ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
belonefobi: iğnelerden korkma
bibliyofobi: kitaplardan korkma
bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
brontofobi: gök gürültüsünden korkma

C

D

dentofobi: dişçiden korkma
dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma

E

eisoptrofobi: aynalardan korkma
elektrofobi: elektrikten korkma
emetofobi: kusmaktan korkma
entomofobi: böceklerden korkma
epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku
erotofobi: cinsellik korkusu

F

farmakofobi: ilaçlardan korkma
fazmofobi: hayaletlerden korkma
febrifobi: yüksek ateşten korkma
filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
fobofobi: korkmaktan korkma
fotofobi: ışıktan korkma

G

gametofobi: evlenmekten korkma
gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma

H

haptofobi: dokunulmaktan korkma
harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
helyofobi: Güneş’ten korkma
hematofobi: kan korkusu
herpetofobi: sürüngenlerden korkma
hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
hipnofobi: uyumaktan korkma
hipofobi: atlardan korkma
homiklofobi: sisten korkma
homofobi: eşcinsellerden korkma

İ

ihtiyofobi: balıklardan korkma

J

jinefobi: kadınlardan korkma

K

kakofobi: çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma
kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
kanserofobi: kanser olmaktan korkma
kardiyofobi: kalp hastalığından korkma
karnofobi: etten korkma
katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma
kimofobi: dalgalardan korkma
kinofobi: köpeklerden korkma
klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
klostrofobi: kapalı yer korkusu
koprofobi: dışkı korkusu
koulrofobi: palyaçolardan korkma
kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
kronomentrofobi: saatlerden korkma
ksantofobi: sarı renkten korkma
ksenofobi: yabancılardan korkma
ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma

L

limnofobi: göllerden korkma
litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
logofobi: belirli kelimelerden korkma
lökofobi: beyaz renkten korkma

M

manyofobi: delirmekten korkma
mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
mekanofobi: makinelerden korkma
melanofobi: siyah renkten korkma
mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
mizofobi: kirlilikten korkma
monofobi: yalnızlıktan korkma
musofobi: farelerden korkma

N

nekrofobi: cesetten korkma
nelofobi: camdan korkma
niktofobi: geceden korkma
nozokomefobi: hastanelerden korkma
nüdofobi: çıplaklıktan korkma

O

obesofobi: şişmanlamaktan korkma
ofidiyofobi: yılanlardan korkma
okofobi: taşıt araçlarından korkma
osmofobi: belirli kokulardan korkma

P

pantofobi: her şeyden korkma
papirofobi: kağıttan korkma
paraskavedekatriafobi: ayın on üçü ve cuma olan günden korkma
patofobi: hasta olmaktan korkma
pedofobi: çocuklardan korkma
peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
penyafobi: fakirlikten korkma
pirofobi: ateşten korkma
plakofobi: mezar taşlarından korkma
pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
politikofobi: politikacılardan korkma
porfirofobi: mor renkten korkma
potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
potofobi: alkollü içeceklerden korkma
pteronofobi: kuştüyünden korkma
pupafobi: kuklalardan korkma

R

radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
ranidafobi: kurbağalardan korkma

S

selenofobi: Ay’dan korkma
siderofobi: yıldızlardan korkma
simetrofobi: simetriden korkma
skiofobi: gölgelerden korkma
sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma

T

tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
takofobi: yüksek hızdan korkma
talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
tanatofobi: ölümden korkma
teknofobi: teknolojiden korkma
teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
termofobi: ısıdan korkma
testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
tomofobi: ameliyat olmaktan korkma
toksifobi: zehir korkusu
topofobi: belirli yerlerden korkma
travmatofobi: yaralanmaktan korkma
trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma

U

Ü

ürofobi: sidikten korkma

V

venereofobi: zührevi hastalıklardan korkma
venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
vermifobi: solucanlardan korkma

Y

Z

zelofobi: kıskançlıktan korkma
zoofobi: hayvanlardan korkma

Posted in Sağlık | Leave a comment

Ley Hatları

Hani bazen hep olur ya, yeni gittiğiniz ya da geçtiğiniz bir yerlerde duygularınız allak bullak olur.. Aslında o anınızla ilgili değildir..Yada öyle hissetmeniz için hiç bir neden yoktur..

Ya da biliyor musunuz mabetler.. Cami, tapınak, kilise… Dünya var olduğundan beri hep aynı yerlere kurulmaktadır. Yoğun enerjiyi tâ içinizde hissedersiniz..Ve dünyanın belli merkezleri her dönemde önemli olaylarında merkezi olmuştur..Ve oraları merkez aldığımızda genelde üçgen oluştururlar ve her bir şehir bir üçgenin köşe noktasıdır..

İşte, "Ley Hatları", bu üçgenin kenarlarıdır….

İşte bu konuda İnternetten bilgiler…

Ley, bir çift girdabın içsel oluşumuna sahiptir. Bu iki yönlü girdap yeryüzüne enerji verir ve aynı anda enerjinin özel bir niteliğini de ley hattından atmosfere yansır.

Çift girdaba gönderilen enerji farklı yoğunluklardadır; bir kısmı duygu, mantık, ruh ve bunun gibi insana özgü niteliklere karşılık gelir
 
Rüyalarımız bireysel ruh durumuna bağlı olabildiği gibi yaşanılan yerin potansiyel enerji akışının fizyolojik ve psikolojik olarak beyine ve vücuda etkisiyle de şekillenir… Bazı insanlar uzun uçak yolculuklarından sonra rüyalarında geçmiş ve gelecekle ilgili spirutuel deneyimler yasamışlardır…. Bilmedikleri birşeyi bir anda bilmek,geçmişte yaşamış olan toplumların bireyleriyle ilişki kurmak yada gelecekle ilgili bir anda bilgi sahibi olmak gibi…

Her şeyin bir enerji akışı olduğu gibi Dünya’nın da belli yer ve bölgelerde akan ve kesişen enerjilerinin varlığı söylenmektedir… Bunlara LEY hatları yada Dünya’nın manyetik alan kuşak ve çizgileri denir…Bulunduğunuz ya da gittiğiniz yerle ilgili olarak akan taşınan enerji bir şekilde sizi etkiler.. Bu alanlarda yoğunlaşan enerjiler beyinsel ve ruhsal aktivitemizin ivmesini arttırır,veya azaltır.. Bu alanların bazı hastalıkların nedeni olduğu gibi rüyalarımızın da nedeni olduğu düşünülmektedir .

Çanakkale(Troya)-Nemrut dağı-gize köşe noktalar olmak şartıyla oluşturulacak üçgen buna örnektir…….

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Nemrut ve Gizemleri

Tarihin neresine bakarsanız bakin, muhakkak dünyanın bir yerinde, öz gün bir inanç veya mistik ya da okült bir yasam biçimi karşınıza çıkacaktır. Bu tür grupların ana ilkesi kardeşliktir, kardeşlik adayı belli bir eğitim, öğrenim ve sınav aşamasından geçtikten sonra ezoterik gizemlerle beraber yaşamaya baslar ama bunları dışarıya taşıması yasaktır. Çünkü bilgi özeldir ve yeterince eğitilmemiş, amacını bilmeyen ve meraktan öteye geçemeyen yani hak etmeyen kişilere verilemez. Yüzyılın sonuna doğru, çoğunluğu Rus olan bir grup okültist veya ezoterist gizemci peşpeşe ortaya çıktı; aralarında Madam H.P.Blavatsky, Alexandra David Neale, P.D. Ouspensky ve G.I.Gurdjieff gibi çok önemli isimler bulunuyordu. Doğunun tanımıyla bunlar; "Bilgeliğin Ustaları"ydılar. Tümü, uzak geçmişin ezoterik ve gizemci mantığı doğrultusundaydı, kurdukları gizem örgütleri günümüzde milyonlarca insani yönlendiriyor, yani "kardeşlik" hala yaşıyor.

Yoksa, Hıristiyanlığın gerçek lideri Nemrut’ta mıydı?

1920’de G.I.Gurdjieff, batıya geldi ve Fransa’da kendi adına bir gizem veya ezoterizm okulu açtı, okulun izlediği yol çok eski bir ezoterik okulun yoluydu; bu çok uzak geçmişten gelen okulun adı "Sarmoung Kardeşliği" idi. İpucu izlendiğinde, (Gurdjieff hakkında yazılan otobiyografi de bu yöndedir.) adi geçen örgütün temelinde büyük bir olasılıkla, bir zamanlar Kuzey Mezopotamya’da gelişip, yayılan ama sonra yok edilen Hıristiyan Gnostik Okulu’ndan geriye kalanlar bulunuyordu, izleri sürdürdüğümüzde bu kez günümüz Türkiye’sinin sinirlarinin içine giriyor ve kayıp gizem okulunun Güneydoğu Anadolu’da bulunduğu anlaşılıyordu yani Gurdjieff’in kurduğu örgütün en uzak geçmişinde yer alan kayıp gizem okulu Anadolu’daydı; Ama nerede? iste burada ortaya çıkan bir adam yeri bulduğunu söyledi, adamın adi Adrian Gilbert’ti.

1972 yılında, Adrian Gilbert hacı olmak amacıyla, Filistin’e, Hz. İsa‘nın doğum yeri olan Betlehem’e gitmişti. Aslında bilgeliğin pesindeydi, bir gizem örgütü arıyor ve eğitilmek istiyordu. Bölgede bir gizli okulun olduğunu duymuştu, kulağına gelenlere göre Matta İncili’nde adi geçen Maji Okulu buradaydı, sıkı bir arayışın ve gizem dedektifçiliğinin sonucunda, o da Gurdjieff’in izine rastladı, Filistin’de ortaya çıkan iz, Fransa’da gelen izle Anadolu’da birleşiyordu ve Adrian Gilbert artık sonuçtan emindi; kayıp "kardeşlik Okulu" nün liderini ve yerini bulmuştu; Gilbert’e göre örgütün kurucusu Commagene Kralı l. Antiochus, yeri ise Nemrut Dağı’ydı.

Nemrut Dağı hep gizemli iddialara hedef oldu; hatta uzaylıların gizli üssü olduğu bile iddia edildi; kesin olan tek şey dağda bilinmeyen veya henüz keşfedilmemiş tünellerin olduğu ve efsanevi Commagene Kralı l. Antiochos’un kayıp mezarıdır. Dağın gizemi, çok değişik alanlara yöneliyor; Hıristiyanlığın burada başlamasından tutun da; İsa‘nın doğumundaki simgesel anlama ve de Noel’in yanlış zamanda kutlanmasına kadar… "The Orion Mystery ve The Mayan Prophecies" kitaplarının yazarlarından araştırmacı Adrian Gilbert, bu sırrı kovaladı, Rusya’dan Fransa’ya ve Mısır’a, Filistin’den Güneydoğu Anadolu’ya uzanan yorucu bir çalışmadan sonra edindiği bilgileri, inanılmaz iddialarla bütünleştirerek, bir kitap yazdı ve gizem büyüdü

Sıra Urfa’da

Gilbert, Kral l. Antiochus’un yaşadığı çağda varolan Sarmoung kardeşlik Örgütü ile yakın ilişkisi olduğu görüsünde, onun Kuzey Fırat bölgesine yayılan küçük krallığının ana simgesi aslandı veya Commagene Aslan’ıydı. Nemrut Dağı’nda bulunan dev mezar anıtta, astrolojik ve Hermetik simgeler kullanılarak, gizem vurgulanmıştı. Nemrut’ta bulunan Aslan kabartmasının üzerindeki Astrolojik simgeler aslında bir horoskop yani yıldız haritasıdır ve Gilbert burada belirtilen işaret edilen iki zaman dönemiyle, Kral’ın doğum ve inisiye yani örgütte eğitildiği tarihleri işaret ettiği düşüncesindedir, bu tarih 6 Ocak’tır yani İsa‘nın Yahya Peygamber tarafından vaftiz edildiği tarih yani özgün adıyla "epiphanes" günü.Günümüzde, ayni tarihte Ortodokslar suya haç atarak kutlamalar yapıyorlar. Gilbert, Kral Antiochus’un krallığının henüz bulunmamış bir yerinde 35 derece eğiminde, 155 m. uzunluğunda, nereye gittiği bilinmeyen bir tünel olduğunu iddia ediyor. Aslında bu iddia doğru, çünkü arkeologlar uzun zamandan beri bu bulmacanın pesindeler, Kahta’dan Nemrut Dağı’na uzanan tünellerin varlığı biliniyor ama nereye gittikleri henüz anlaşılamadı zira o boyutta kazılar yapılmış değil. Gilbert Commagene Kralı’nın doğum tarihini de hesaplıyor;bu tarih Güneş’in, Regulus yıldızıyla Aslan Burcu’nda buluşum yaptığı tarih yani 29 Haziran. Adrian Gilbert, Urfa’nın da (Eski adıyla Edessa) Orion Bilgeliği ile ilgili bir astrolojik merkez olduğu görüsünde ve bunun kanıtlarının da Eski Ahit’te yani Tevrat’ta bulunduğunu belirtiyor

Kral’ın doğumu ve Mısır’a uzanan yol

Hıristiyanlığın ilk yıllarında Urfa, çok önemli bir eğitim merkeziydi ve kutsal kalıntılar hala orada görülür. Haçlıların yıkımlarından sonra bölge, 1145’de İslam Komutanı Zengi tarafından ele geçirilmiş ve 1146’da da Zengi’nin oğlu Nureddin, Haçlıları tamamen uzaklaştırmıştı.

Gilbert, araştırmalarında kayıp kardeşlik Örgütü’nün izlerinin Urfa’da da bulunduğu belirtiyor ve Matta İncili’ndeki "Maji Öyküsü" nü hatırlatıyor. Mesih’in yani İsa‘nın doğumu yani Christmas Günü sandığımız gibi 25 Aralık değildir, bu tarih aslında antik bir Pagan festivalini simgeler (Mitralar’in doğum Kutlamaları). Gerçek Christmas Milattan önceki 7. yılın 29 Temmuz’udur yani İsa milattan 7 yıl önce doğmuştur ve o gün gök konumu çok özeldir; Güneş her yıl ayni tarihte, "Kral’ın doğumu" konumuna girer Aslan Burcu’ndaki "Küçük Aslan" veya "Aslan Yürek" de denen Regulus’la buluşur. Bu aynı zamanda da, göğün en parlak yıldızı olan Sirius’un yükseliş döneminin hemen sonrasıdır yani Sirius özgün periyodundaki görünmezlik dönemini bitirerek, yükselmeye baslar. Mısır Mitolojisi’nde Sirius yıldızı, Tanrıça İsis’in özel yıldızıdır, görülmediği dönemde Tanrıça hamiledir, yükseldiğinde yani parlamaya başladığında oğlu Horus doğar, bu da Güneş-Regulus buluşmasıyla simgelenir.

Simgelerin fırtınası

ilk Hıristiyanlar, bu mitolojik kavramı kullandılar, Sirius’un yükselmesi Meryem’in doğumuydu ama bu kez doğan Horus değildi çünkü Meryem’in oğlu İsa‘ydı, ayni anda görülen diğer parlak yıldızlar da önemliydiler, örneğin Orion İsis’in esi yani kocası olan Osiris’ti, Hıristiyan kültü, Osiris’e Joseph yani Meryem esi kişiliğini verdi. Procyon yıldızı da. Sirius gibi Orion’dan sonra yükselir ve İsis’in kız kardeşi Nephthys ile simgelenir ve o da orta es kişiliğiyle bazı erken Hıristiyanlık söylencelerinde yer alır.

Zodyak yani Burçlar Kuşağı genelde hayvanlarla simgelenir, Öküz yani Boğa, Koyun yani Koç burçları İsa‘nın doğduğu ahırda bulunan ve yemlenen yani beslenen iki hayvandır ve ahir Beytlehem kasabasındadır, kasabanın adinin anlamı "Ekmeğin Yeri"dir, Beytlehem kasabası, Judah bölgesinde yani İsrail’in Aslan Kabilesi’nin yaşadığı yerdedir ve bu kabilenin simgesi Aslan Burcu’ndaki veya takımyıldızındaki Regulus’tur, sonuç olarak ezoterik anlamda Güneş-Regulus buluşumu, İsa‘nın ahırdaki doğumunu simgeler.

Üç gizemli adam mi yoksa gezegen mi?

Bebek İsa‘yı ziyarete geldiklerine inanılan üç çoban krala Bethiehem’e giden yolu yıldızlar gösterir, yıldızların geleneksel yeri ekliptiğin kuzeyindeki simgesel bir hattı oluşturur, bunlar Sirius’dan önce doğan Procyon, Castor ve Pollux’tur, çoban krallara yol gösterirler yani Sirius’un doğacağı yeri gösterirler. Adrian Gilbert, İsa‘nın doğumunda parlayan ve Beytlehem’den izlenen büyük yıldızın tek olmadığına hatta yıldız olmadığına inanıyor, ona göre parlaklığın nedeni iki dev gezegenin yani Satürn ile Jüpiter’in buluşumuydu, buluşum Balık Burcu’ndaydı ve bu nedenle de Hıristiyanlığın gerçek simgesi balıklı, iki dev gezegen, o konumda aksam göğünün (saat 21:30 civârı) en parlak gök cisimleridirler ve çok net olarak çıplak gözle görülebilirler. Üç çoban kralın ezoterik anlamları da böyledir yani Melchior, Caspar ve Balthasar’in; Satürn ve Jüpiter, iki kralla simgelenir; Melchior (Altın Kralı Jüpiter) ve Caspar (Mür yani koku kralı Satürn); Jüpiter astrolojik anlamda, sağlığı ve zenginliği simgelerken, Satürn ölüm ve mezarın yanı sıra uzun yaşamı simgeler. Mür, Mısır mitlerinde Satürn simgeselliği doğrultusunda, mumyalamada kullanılan bir maddedir. Üçüncü Çoban Kral yani üçüncü gezegen Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’dür, bu da Balthasar’dır (veya Belteshazzar, Baltazar), ismin anlamı "Yüce Efendi’nin Öncüsü" veya en yakın yardımcısı seklindedir. Merkür, Güneş’ten biraz önce doğar yani sultanin veziri gibidir. Bebek İsa‘ya altın ve mür’ün yanı sıra Balthasar tarafından verilen üçüncü armağan günlük veya buhurdur, günlük simgesel olarak majikal fonksiyonları uyandırır ve Merkür ile astrolojik doğrultuda ilişkilidir

Zaman geçerken, yanılgımız artıyor;

Adrian Gilbert, tüm öykünün anlamının farklı olduğu görüsünde, bizlere bu şekilde İsa‘nın doğum horoskopunun yani yıldız haritasının anlatılmak istendiğini düşünüyor, eğer okuma doğru yapılırsa kesin zaman belirlenecektir, İsa da Horus gibi bir kral olarak doğmuştur, gezegenlere uygun armağanlar onun doğumunu simgelerler, Matta İncili’nde armağanların bastan çıkarıcı oldukları ve egosal amaçlarla kullanılabilecekleri vurgulanır. Yani üç gezegenin negatif yönleri vurgulanır, negatif yönler pratik Maji‘nin reddedilmesi (Merkür), ölümsüzlük arzusu (Satürn) ve krallık yani iktidar hırsıdır (Jüpiter). Daha sonraki olaylarda benzer anlamlar içerirler, Yahya Peygamber Ürdün Irmağı’nda İsa‘yı vaftiz ederken cennetten gelen bir güvercin simgeselliğinde İsa‘ya en yüksek armağan verilir, bunun anlamı gezegendeki en yüksek krallığın onaylanmasıdır. artık o. Logos’un yani Varoluşun aracı olmuştur.

Yani Vaftiz’in simgeselliği ve 6 Ocak kutlamalarının anlamı göksel buluşmanın gerçekleşmesi daha da ötede İsa‘nın göksel doğumudur. Ama daha sonra bu tarih değişecek, 25 Aralık’a kayarak, antik Roma’nın Satürn senlikleri Mitralar’in doğumu ile karışacaktır.

Bütün bunlardan anlaşılan şey, kayıp kardeşlik Örgütünün içeriğidir, Horus’tan, İsa‘ya oradan da Kral l. Antiochus’a uzanan gizemin ezoterik anlamı ve bunun astrolojik metotla, Hermetik Bilgelik düzeyinde simgeselleştirilmesidir fakat tüm anlatılar ve Gilbert’in iddiaları yine de asil gizemi açıklayamıyor; yıldızların ve gezegenlerin etkinliği ya da önemi acaba kutsallık düzeyinde ezoterik simgesellik midir? Yoksa, dünya dışındaki bir yerler mi ima edilmektedir? Sır, Orion ve Sirius’da saklı gibidir; bir gün bunu da öğreneceğiz; ne zaman mi? Kim bilir, belki de Nemrut Dağı’nın altında yatan gizemi çözdüğümüz zaman…

Posted in history | Leave a comment

İnsan Vücudunun Gizemleri

* Bebekken 270’den fazla kemiğimiz varken, büyüdükçe bunların bazısı birbiriyle kaynaşarak sonunda sadece 206 kemikle kalırız.

* Esmerlerde 120 bin, sarışınlarda ise 140 bin adet saç teli vardır. Her geçen gün başımızdan 25.000 arasında saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar.

* İnsan doğduktan bir kaç gün sonraya kadar, hiç birşey duymayacak kadar sağırdır.

* Kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atışa göre, 70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere atmış ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan, damarlarımıza pompalamıştır

* Normal bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 Wattlık bir lambayı dakikalarca yakabilir.

* Normal bir vücut ısısı ile, insanın dayanabileceği en sıcak suyun ısısı 110°C ‘dir.

* O kadar çok karbon taşırız ki bunları bîr araya toplayıp kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kurşun kalem yapabiliriz.2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla sürfürümüz, bir kaşık dolusu muz mağnezyummuş, 5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardır.

* Tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük havayı içimize çeker, 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.

* Tırnaklarımız bir yılda 3,75 metre kadar uzar.

* Vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunmaktadır. Bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kaplar.

* Vücudumuzda bulunan yağla 7 iri sabun kalıbı yapabiliriz.

* Yapılan araştırmalara göre 6 dakika su altında kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sıfırın altında 103 derecelik bir soğuğa karşı koyabiliriz. 30 gün aç 110 saat da uykusuzluğa dayanabiliriz.

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Bağışla ve unut

Gürültü, patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
 
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.
 
Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.
 
Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma,içten ol;telaşsız, kısa ve açık seçik konuş.
 
Başkalarına da kulak ver.
 
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır.
 
Yalnız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
 İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur.
 
Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.
 
İşini öyle sev ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.
 
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.
 
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
 
Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
 
İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.

Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
 
Aşk’a burun kıvırma sakın; o, çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
 
Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
 
 Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.
 
Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.
 
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
 
Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
 
Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
 
Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
 
Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
 
Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.
 
Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin.
 
Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.

Posted in Uncategorized | Leave a comment

En İlginç Meslekler

Şiropraktör, sperm işçisi, filizlemeci, ebis kontrolörü… Çoğumuza yabancı gelen bu kelimeler, Türkiye İş Kurumu’nca hazırlanan sözlükte yer alan ilginç mesleklerden sadece birkaçı

Türkiye İş Kurumu’nun (İş-Kur) bireyleri ‘işgücü ve mesleklere ilişkin’ bilgilendirmek amacıyla hazırladığı sözlükte şimdiye kadar çok az duyulan meslek tanımlarına yer veriliyor. İş-Kur’un web sitesinde yayınlanan sözlükte, 2070 mesleğin tanımı yapılıyor, meslek mensuplarının yürüttüğü faaliyetlere ilişkin özet bilgi veriliyor. Sözlükte yer alan ilginç mesleklerden bazıları şunlar:

Debbağ: Yaş deri ve pöstekileri bir eriyik içinde işleyerek deri haline getiren kişi.

Makastar:
Kendi başına ve belirli bir süre içerisinde, konfeksiyon ürünleri imalatında kumaş ve yardımcı malzemeyi kalıba göre ve çok katlı olarak kesme.

Filizlemeci: Maltlı ve imbikten çekilecek içki imaline hazırlıklı olmak üzere arpa ve diğer hububatı filizlendiren kişi.

Remayözcü: Remayöz makinesini kullanarak, dikime hazırlanmış örgü ürünlerin yaka, bant, pat, cep, yan dikiş ve lastik dikim işlemlerini, kendi başına ve belirli bir sürede yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.

Pürmüzcü: Metali oksiasetilen veya diğer gaz aleviyle çeşitli şekillerde kesen bir makineyi çalıştıran kişi.

Sır İşçisi: Sır yapmak üzere boraks, kurşun, kum ve kireç gibi maddeleri karıştırıp öğütmek üzere bir kitle haline getirip yeni baştan öğüten kişi.

Derikmen: Derikmen (Petrol), kule montajı, kulenin kontrol ve bakımı, sondaj manevrası ve kuyu başı düzeneği hazırlama işlemlerini, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.

Kültürcü (süthane/mandıra): Tereyağı, krema, peynir ve diğer maddelerin imalinde kullanılacak ana kültürü yaparak bundan bakteri kültürü çıkaran kişi.

Enstrümancı: Proses veya akış tipi üretim yapan tesislerde, ölçme ve kontrol cihazlarının arıza tespiti, onarımı, periyodik bakımı ve yenilenmesine ilişkin işlemleri, kendi başına ve belirli bir süre içerisinde yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi.

Kırkıcı: Kırkım zamanı koyunların yünlerini kırkım makinesiyle kırkan kişi.

Sperm işçisi: Verimli sığır ve at ırkı yetiştirmek için iyi cins boğa ve aygırlardan sperm almada ön hazırlıkları yaparak spermi alan kişi.

Ebis kontrolörü: Uçuş personelinin uçuş sırasındaki ve yerdeki çalışma durumlarına ilişkin kayıtları tutan kişi.

Şiropraktör: İnsan vücudundaki kemik ve kaslarda oluşan bozuklukları elle veya aygıt kullanarak tedavi eden kişi

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Ekstaz Nedir?

Eski sözlüklerde, "ruhun dünyevi realitelerden kurtulduğu, kendinden geçme ve coşkunluk hali" olarak ifade edilen ekstaz, spiritüalist sözlüklerde, "ruh ile beden ilişkisinin belirli bir dereceye kadar gevşediği, dış dünya ile bağlarının kesildiği özel bir hal" olarak tanımlanır. Bir degajman halidir. Ekstaz, parapsikolojiye göre "değişik şuur halleri" nden biridir.

Ekstaz hali, histerik afeksiyonlar, spazmodik hastalıklar, aşırı oruçlar, uzun tefekkürler, bazı bedensel egzersizler sırasında kendiliğinden oluştuğu gibi, manyetizma yoluyla yapay olarak da oluşturulabilir. Manyetik ekstaz, manyetik hipnozun "en yüksek manyetik aşama" denilen halidir.

Ekstaz hali, trans haline çok yakındır. Ekstaz halinde, bedensel hareketsizlik, solunum ve dolaşımın yavaşlaması söz konusudur. Şamanlar, ekstaz tekniğini en iyi uygulayanlar arasında yer alır.

Mistikler, vecd adı da verilen ekstaz hali sırasında ilginç deneyimler yaşadıklarını açıklamışlardır. Bu deneyimlerini, benliğin, hatıraların ve iradenin yok olması, duyular aleminden ayrılma, şaşkınlık, aşk, sevinç ve mutluluk gibi ifadelerle açıklamaya çalışmışlarsa da, yaşadıklarının sözlerle ifade edilemeyeceğini, ancak bizzat yaşanarak anlaşılabileceğini belirtmişlerdir. Bedensiz varlıklardan gelen tesirler, vecd halindeki kişide, genellikle "rüyet" denilen vizyonlar olarak belirirler

Posted in Sağlık | Leave a comment